ÖNERİLER

Acı tatlı bir konferans

Kasım ayında İskoçya'nın Glasgow kentinde düzenlenen COP26, dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelesini ve hatta geleceğimize nasıl yön vereceğimizi belirleyen en önemli olay. Peki neden COP26 bu kadar önemli ve konferans başarılı oldu mu?

İklim Değişikliğine Karşı İnsanlığın Z Planı: Solar Jeomühendislik

Son günlerde İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenmekte olan COP26 İklim Konferansı'nın başarısız olabileceğiyle ilgili pek çok haber okumaya başladık. Dünya liderleri CO2 salınımını azaltıp küresel...

Türkiye’nin Paris’le İmtihanı

Eğer son haftalarda haberlere şöyle bir baktıysanız, Türkiye’nin Paris Anlaşması'nı en sonunda onayladığını ve 2053’e kadar karbon nötr olma hedefini açıkladığını duymuşsunuzdur. Peki bu karar neden bu kadar uzun sürdü?

İyi kömür, kötü kömür, biyokömür

İklim değişikliğiyle mücadele edenler için kömür, bir numaralı düşmandır. Peki ya çözüm yine kömürdeyse? Ama farklı bir çeşit kömür… Yakmayıp da tarlanıza atacağınız türden bir kömür…

Yeni bir yüzyıl, yeni bir suç: eko-kırım!

Artık hayatımızda çevre hukukunu tamamen değiştirecek yeni bir kavram var: eko-kırım.

Kahverengi, gri, mavi, yeşil: geçmişten geleceğe tüm renkleriyle hidrojen

Hidrojen, eskiden kullandığımız hava gazının vazgeçilmez bir parçası olmasına rağmen günümüzde çoğunlukla endüstride çeşitli kimyasalların üretiminde kullanılmaktadır. Fakat, yakıldığında CO2 yerine zararsız su buharı oluşturması onu iklim değişikliğiyle mücadele tartışmalarının ortasına getirmiştir. Eğer sürdürülebilir yollarla üretilebilirse hidrojen, müthiş bir geri dönüş yaparak gelecekte doğal gazın yerini alabilir.

Bir gençlik tasarımı olarak “Ay’da Sürdürülebilirlik Hedefleri”

Birleşmiş Milletler 2015 yılında 2030’a kadar tamamlanması amacıyla 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi oluşturdu. Sosyal adaletten yoksullukla mücadeleye, iklim değişikliğinden küresel enerji erişimine kadar çeşitli alanları kapsayan bu hedefler, birçok şirket ve devlet tarafından benimsendi. 

Fosil yakıt endüstrisinin son umudu: karbon yakalama ve depolama!

Elektrikli arabalar, rüzgâr ve güneş enerjisi bizi sadece bir yere kadar götürebilir. Gece vakti, rüzgârsız havalarda da elektrik üretebilmemiz gerekiyor.

Bitki yakarak dünyayı nasıl kurtarabiliriz?

Biyoenerji ile Karbon Yakalama ve Depolama (Bioenergy with Carbon Capture and Storage, BECCS), biyokütle yakımından yararlanarak negatif emisyon elde eden süreçlerin ortak adı...

Türkiye’de elektrikli arabalar gerçekten çevreci mi?

Elektrikli arabalar bize “sıfır emisyonlu” diye pazarlansa bile iklim değişikliğine karşı etkili olup olmadıklarını o ülkenin elektrik kaynağı belirler. Peki Türkiye'de durum nasıl?

İklim Değişikliğine Karşı İnsanlığın Z Planı: Solar Jeomühendislik

Date

Kaynak: Alberto Garcia
Kaynak: Alberto Garcia

Son günlerde İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenmekte olan COP26 İklim Konferansı’nın başarısız olabileceğiyle ilgili pek çok haber okumaya başladık. Dünya liderleri CO2 salınımını azaltıp küresel ısınmayı 1,5℃’de tutamazlarsa bizi karanlık bir gelecek bekliyor olabilir. İşte bu yüzden insanlığın alternatif seçeneklere ve B/C/D planlarına ihtiyacı var. Gelin bu alternatiflerin neler olabileceğine bakalım.

İklim Değişikliğiyle Mücadele Hiyerarşisi

  1. Salınım azaltmak: Birçok konuda olduğu gibi iklim değişikliğiyle mücadelede de izlenmesi gereken bir yol haritası vardır. Bunun en başında da yenilenebilir enerji, elektrikli arabalar veya enerji verimliliği gibi teknolojilerle CO2 salınımlarımızı azaltmak gelmektedir. Sürdürülebilirlikle ilgili bildiğimiz önlemlerin neredeyse hepsi bu kategoride yer alır ve devletler/şirketler tarafından sıfır emisyona ulaşana kadar uygulanmalıdır.
  2. Negatif emisyon: Novus’taki pek çok yazımızda negatif emisyon teknolojilerinden (NET’ler) bahsetmiştik. Eğer CO2 salınımlarını azaltamıyorsak NET’ler sayesinde havadaki CO2’yi yakalayıp bertaraf edebiliriz. Ağaç dikme, doğrudan havadan yakalama ve toprakta karbon depolama NET’lere verebileceğimiz bazı örnekler. NET’ler iklim değişikliğini geriye çevirebildiği için çok değerlidir.
  3. Solar jeomühendislik: Birazdan daha detaylı inceleyeceğimiz solar jeomühendislik, insanlığın atmosferdeki CO2 oranını kontrol edememesi durumunda en azından küresel sıcaklık artışını yavaşlatmak için güneş ışınlarını uzaya geri yansıtmayı sağlayacak teknolojilere verilen bir isim.
  4. Adaptasyon/uyum: Eğer sıcaklık artışını durduramıyorsak geriye kalan tek çözüm, bununla yaşamayı öğrenmek ve uyum sağlamaktır. Uyum gereği milyonlarca insanın göç etmesi, kısıtlı çeşit bitki yetiştirmemiz ve birçok lüks tüketim ve davranıştan fedakarlık etmemiz gerekebilir.

İklim ve sürdürülebilirlikle alakalı fonların ve çalışmaların büyük bölümü sadece birinci kategorideki salınım azaltmaya aktarılmakta. Son günlerde NET’ler görece biraz daha görünür oldu ve devlet desteği almaya başladı. Öte yandan solar jeomühendislik ve adaptasyon ise vebalı kavramlarmış gibi birçok akademisyen ve politika yapıcı tarafından kara listeye alınmış durumda. Peki nedir bu solar jeomühendislik ve neden tabu olarak görülüyor?

Solar jeomühendislik
Havadaki CO2 miktarını azaltamazsak küresel ısınmayı durdurmanın çok basit ve doğrudan bir yolu daha olabilir: güneş ışınlarını geri yansıtmak. Kulağa bilim kurgu gibi gelen bu konsepti başarmak için bilim insanlarının birkaç önerisi var:

  • Dev aynalar: İsminden de kolayca anlayabileceğiniz üzere, dünyanın yörüngesine gönderilecek dev aynalarla güneş ışınlarını doğrudan geri yansıtabiliriz.
  • Aerosol enjeksiyonu: Yanardağ patlamalarında görüldüğü gibi havada asılı kalan aerosol denilen sülfürlü parçacıkları, uçaklar ve balonlar yardımıyla stratosfere bırakırsak güneş ışınlarını bloke edebiliriz.
  • Okyanus bulutlarını parlaklaştırma: Gemiler sayesinde denizlerin üzerindeki bulutlara tuzlu su püskürtürsek, bu su moleküllerinin etrafında yoğunlaşma yaşanabilir ve bu bulutlar olduğundan daha kalın ve parlak görünebilir. Parlak bulutlar da, tahmin ettiğiniz üzere, güneş ışınlarını geri uzaya yansıtacaktır.
  • Yüksel albidolu tarlalar ve binalar: Bir diğer öneri ise bina çatılarına ve duvarlarına yüksek yansıtıcı özelliğe sahip (örneğin beyaz) boyalar sürülmesi. Görece basit olan bu çözüm şehirlerde biraz soğuma yaratsa da küresel ölçüde etkisiz olacaktır. Öte yandan bazı bilim insanları bitkilerin genlerini değiştirerek daha yüksek yansıma özelliğine sahip tarlaların geliştirilebileceğini düşünmekte.
  • Okyanus aynası: Az bilinen bir diğer solar jeomühendislik yöntemi de gemiler aracılığıyla okyanus yüzeyinde çok fazla mikro baloncuk oluşturmak. Bu baloncuklar normal sudan 10 kat daha yansıtıcı olabiliyor ama balonları koruyabilmek için büyük bir filo ve çok fazla enerji gerekecektir.
  • Bulut inceltme: Size bahsetmek istediğim son yöntem ise, yüksek irtifalarda oluşan sirüs bulutlarının ortadan kaldırılması. Bu bulutlar buz kristallerinden oluşuyor ve yüksek oranda ısı hapsediyor. Hava araçları tarafından katı aerosol enjekte edilerek bu bulutların yok olması hızlandırılabilir.

Gördüğünüz gibi bu çılgınca solar jeomühendislik yöntemleri her ne kadar heyecan verici olsa da atmosferde, yerkürede ve okyanus ekosisteminde ciddi değişiklikler gerektiriyor. Bu yöntemlerin olası yan etkileri henüz tam olarak anlaşılmış değil. Örneğin, okyanus yüzeyini yansıtıcı yapmak su altı canlılarını çok kötü etkileyebilir. Bulut inceltme için çok fazla aerosol kullanılması ise bu bulutları daha da güçlendirebilir.

Muğlak yan etkilerin yanı sıra solar jeomühendisliğin yönetimi de oldukça zor gibi gözüküyor. Uzaya ayna yerleştirmek veya okyanuslara/bulutlara müdahale etmek için kimden izin almamız lazım? Bu operasyonları Birleşmiş Milletler’in mi yönetmesi gerekir?

Tüm bu sorunlar ve sorular sebebiyle jeomühendislik az sayıda akademik çalışmanın ötesine geçemedi. İklim anketlerinde halk bu tür bilim kurgu projelerine çok sıcak bakmasa da daha fazla araştırma yapılmasına soğuk yaklaşmıyorlar. Her ne kadar solar jeomühendislik iklim hiyerarşisinde düşük bir basamakta bulunsa da bugünden gerekli araştırmalar yapılmazsa zamanı geldiğinde bu yöntemleri kullanmaya hazır olamayacağız.