Öneriler

100 Yıllık Bir Mesele: İsrail-Filistin

1967 yılından sonra İsrail Kudüs’teki belediye sınırlarını genişletti; şu an on binlerce kişiye ev sahipliği yapan, ülke vatandaşları için yerleşim alanları kurmaya başladı. İsrail’in kurduğu yerleşimler Filistinli Arapların yaşadığı mahalle alanlarını azaltırken, bu mahallelerin gelişmesine ve genişlemesine de engel oluyor. Filistinliler tarafından işgal altındaki topraklar olarak tanımlanan Doğu Kudüs’te bugün yaklaşık 220 bin İsrailli Yahudi yaşıyor. Doğu Kudüs’ün 350 binlik Filistinli nüfusu ise aşırı kalabalık ve yaşam alanları sınırlı mahallelerde ikamet ediyor. 

İkinci Dalganın Altında Kalan Bir Ülke: Hindistan

Hindistan pandeminin başladığı günden bugüne tüm dünyanın gördüğü en kaotik salgın sürecini yaşıyor. Öyle ki, Hindistan’da 1 Nisan’da günlük vaka sayısı 81 bin kişiyken, 5 Mayıs’ta günlük vaka sayısı 400 binin üzerine fırladı. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasına göre, geçtiğimiz hafta Hindistan’da pozitif vakaların tüm dünyadaki pozitif vakaların yarısına, ölümler ise dünyadaki tüm COVID-19 sebepli ölümlerin çeyreğine denk düşüyor.

1. Yılının Sonunda Sayılarla Covid-19

Dünya Sağlık Örgütü 31 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan şehrinde sebebi bilinmeyen zatürre vakalarına dair Çin otoriteleri tarafından bilgilendirildi. 7 Ocak 2020 tarihinde Çin bu vakaların yeni tür bir korona virüsü olduğunu açıkladı ve o günden beri Covid-19 önce bölgesel, sonrasında ise küresel ölçekte gündemini koruyor.

10. yılında sayılarla Suriye iç savaşı

Suriye’de barışçıl protestolarla başlayan, sonrasında hızla çeşitli grupların dahil olduğu bir iç savaşa ve ardından da devletlerin dahil olduğu büyük bir krize dönüşen olaylar...

LGBTİ+ Hareketi: Kısa Bir Bakış

Boğaziçi Direnişinin başlamasıyla LGBTİ+’lar bir kez daha ana akım medyanın gündemine girdi. Özellikle sosyal medyada doğru bilinen birtakım yanlışları düzeltmekte fayda var. LGBTİ+ bir insan değildir. LGBTİ+ bir örgüt değildir. LGBTİ+’lı diye bir söylem olamaz, çünkü bu söylem hiçbir kişiyi, hiçbir kurumu, hiçbir nesneyi işaret etmez. LGBTİ+, kabul edilsin ya da edilmesin, toplumda var olan belli bir sosyal grubu ifade eder.

Yatırımcı Vizesi: Kağıdı, Mührü Altın Vize

Covid-19 yurtdışı seyahatlerini özellikle salgının ilk birkaç ayında önemli ölçüde sekteye uğrattı. Halen daha yurtdışı seyahatleri pandemi öncesi yoğunluğuna dönebilmiş değil.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Göçmen Kadınlar

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin tam anlamıyla sağlanması noktasında devletler ve onları oluşturan toplumlar yeterince başarılı değil. Birleşmiş Milletler Kadınlar (UN Women) ajansının yayımladığı bir rapora göre, silahlı çatışma veya siyasi ayaklanma durumlarında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet çok daha şiddetli formlara bürünerek özellikle kadınları ve kız çocuklarını daha da derinden etkiliyor.

Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Perspektifinden İklim Krizi

Women Deliver’ın Ocak 2021’de yayımladığı bir rapora göre, cinsel sağlık ve üreme sağlığı iklim krizinin sert ve olumsuz etkilerinden muaf değil. Kriz sebepli su kaynaklarının azalması temiz suya erişimi zorlaştırıyor. Böyle bir dönemde temiz suya erişimin olmayışı ve hamilelik kaynaklı dehidrasyon hormonların düzensiz çalışmasına, erken doğumlara, düşüklere ya da ölü doğumlara sebep oluyor.

Şehir, Göç ve Sürdürülebilirlik

Yaşadığımız zamanları göç ve göçmenler çağı olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır. Gerek ekonomik gerek siyasi ya da toplumsal pek çok sebepten ötürü kişiler bulundukları ülke içinde ya da başka ülkelere göç ederek daha iyi bir hayatın peşinde koşuyorlar. Birleşmiş Milletler’in sunduğu verilere göre dünyada şu an 1 milyar göçmen var.

Clubhouse: Büyük Bir Ev Partisi

Bu yeni uygulama sosyal medyadaki siyasi, toplumsal tartışmaları ve/veya gündelik sohbetleri farklı bir boyuta taşıyor. Özellikle göz önünde olan kişilerin farklı mecralarda ilmek ilmek oluşturduğu sosyal medya karakterleri ağızlarından çıkan tek bir kelimeyle bozulabiliyor.

Şehir, Göç ve Sürdürülebilirlik

Date

Yaşadığımız zamanları göç ve göçmenler çağı olarak tanımlamak çok da yanlış olmayacaktır. Gerek ekonomik gerek siyasi ya da toplumsal pek çok sebepten ötürü kişiler bulundukları ülke içinde ya da başka ülkelere göç ederek daha iyi bir hayatın peşinde koşuyorlar. Birleşmiş Milletler’in sunduğu verilere göre dünyada şu an 1 milyar göçmen var. Bu kişilerin yaklaşık 300 milyon kadarını uluslararası göçmenler oluştururken 700 milyonunu ise bulundukları ülke içinde yer değiştiren kişiler oluşturuyor. Dünya nüfusunun 8’de 1’ini oluşturan göçmenlerin kendilerinden en çok söz ettireni ise 68 milyonluk zorla yerinden edilen popülasyon.

Göçler ağırlıklı olarak daha iyi, refah ve “güvenli” bir hayat arzusuyla yapıldığı için ekonomik imkanların ve vaatlerin daha cazip olduğu çekim noktalarına yapıldığını görüyoruz. Bu çekim noktaları bugüne kadar ekonomik, kültürel ve sosyal faaliyetlerin yoğunlaştığı kentler veya kent çeperleri oldu. Türkiye özelinde şehirlerin özellikle köylerden büyük bir göç dalgasına tutulması 1950’li yılların sonlarında başlıyor. Genellikle maddi bir motivasyonla gerçekleşen bu göçleri 1960’larda yoğunlukla Almanya’ya doğru gerçekleşen dış göçler izliyor. Maddi bir motivasyonla gerçekleşen ama ağırlıklı olarak kalifiye olmayan kişilerin oluşturduğu bu dış göç dalgası 2000’lerde hem eğitim hem de maddi kaygılarla daha kalifiye vatandaşların yurtdışına kısa ya da uzun süreli göç etmesiyle beyin göçü olgusunu da Türkiye için yadsınamaz bir gerçeklik olarak karşımıza çıkardı.

Göç ve göçmenlik, günümüzde ana akım medya tarafından pek çok problemin ana kaynağı gibi gösterilse de aslında toplumların ve devletlerin beyin gücüne ve toplumsal kalkınmasına önemli katkılar sağlayabilirler. Ancak göçmenlerin tek başlarına, herhangi bir toplumsal destek almaksızın yeni geldikleri topluma katkı sağlamalarını beklemek nafile bir çaba olacaktır. Bu anlamda Birleşmiş Milletler’in 10 yıllık planları arasına aldığı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals) toplumların kalkınması noktasında adımlar atılması için önemli fırsatlar sunuyor.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Birleşmiş Milletler’e üye ülkeler tarafından 2015 yılında kabul edildi. Açlığın bitirilmesi, yoksulluğun sonlandırılması, iklim krizinin önüne geçilmesi, şehirlerin kalkındırılması gibi çeşitli temalarda toplamda 17 hedef, 2030 yılına kadar dünyadaki çeşitli problemlerin sonlandırılmasını, gezegenin korunmasını ve dünya vatandaşlarının huzur ve refah içinde yaşaması amacıyla ortaya konuldu.

Bu hedeflerden 11.si şehirlerin sürdürülebilir, güvenli ve çeşitli insan toplulukları için kapsayıcı olma çabasına odaklanıyor. Küresel ölçekte kentli insan nüfusunun kırsalda yaşayan nüfusu geçmesiyle birlikte bu tür bir hedef daha sağlam bir gelecek için oldukça önemli. Üstelik şehirlerin daha sürdürülebilir olması sadece iklim krizi sebepli bir hedefe değil, göçlerin odağı olan şehirleri beşeri faaliyetler açısından da sürdürülebilir kılmayı amaçlıyor.

Göç ve Şehirlerin Sürdürülebilirliği
Göçün göç alan topluluklar açısından olumlu etkilerini açığa çıkarabilmek için Birleşmiş Milletler’in 11. kalkınma hedefi kilit rolde. Bu hedefe göre şehirde yaşayan herkes, yerel nüfus ya da göçmenler fark etmeksizin, eşit imkanlara sahip olmalı. Herkes için yeterli barınma imkanlarının sağlanması, şehrin tüm alanlarının altyapı hizmetlerine erişiminin olması, şehirde yaşayan herkesin insan kaynakları gelişimi ve iş gücüne erişim için gerekli araçların sağlanması bu 11. hedefin en önemli maddeleri arasında.

Tabii ki sürdürülebilir kalkınma hedefleri sadece Birleşmiş Milletler’in konuyu ortaya atmasıyla çözülemez. Hem devletler hem de yerel yönetimler düzeyinde yapılacak çalışmalar, özellikle şehirler ve göç ekseninde, çeşitli toplumsal farkların arasındaki uçurumun minimuma indirilmesine, daha güçlü ve kalıcı bir entegrasyonun sağlanmasına ve göçmenlerin geldikleri toplumun “sorun”u değil, o toplumu dönüştüren ve topluma katkı sağlayan gruplar olmasına yardımcı olacaktır.